28 Kasım 2020 Cumartesi

Poyrazköy ve Yavuz Sultan Selim köprüsü

    "26 Ağustos 2016"

    İnsanlarımız sevinçliydi, çünkü o tarihte İstanbul trafiğini rahatlatabilecek bir yapının açılışı vardı. İnşaat sırasında çok tepki aldı, ormanlar yok oldu denildi, Rant denildi. Bana soracak olursanız, bu yapı sadece mimarı açıdan izlenmesi keyifli. "Ormanlar yok edildi."

    Geçen gün, Poyrazköy'e ufak bir gezinti yaptım. Amacım, Yavuz Sultan Selim köprüsünü izlemekti. Poyrazköy İstanbul Anadolu yakasında bulunan, aynen Riva gibi kendine has bir havası vardır. Köprü inşa edilirken oradaki restoranlar ümitliydi. Onlara göre köprü açılınca kendi bölgeleri canlanacaktı. Canlandı mı? Bence hayır. Peki köprü trafiğe çözüm oldu mu? Bence hayır. Ben İstanbul'da yaşıyorum ve bu köprüye yakın bir yerde oturuyorum. Merakımdan 1 2 kere kullanmışımdır. Zaten şuan dada herkesin bildiği gibi üzerinden sadece tırlar ve tek tük araçlar geçmektedir. Yani bu köprü bir zarar tek faydası manzara. 

    Buna çözüm üretecek yetki bende değil. Köprüyü bu saatten sonra kapatıp yıkamazsın. O yapı hep orada duracak. Bazı zamanlar Şile'de işim çıkarken o yolu kullanıyorum koskoca otobanda tek araba olmak değişik bir duygu. Yolda daha şimdiden çökmeler var yani kalite olarak yerlerde. Her adım başı gişeler...
    
    Evet; Şile'ye gidecek dediler otobanın sonu gene eski Şile otobanına atıyor. Yani çok bir kazancımız yok. Şimdi gelelim Poyrazköy muhabbetine. Orada ne yapılır? Yazın denize girilir, pek tavsiye etmem. Kumsal üzerinde belki bir yemek yenir, restoranların fiyatı eskiden Riva bölgesinden daha ucuzdu. Lezzet konusunda iyi zaten ister istemez iştahınız açılıyor ve gömülüyorsunuz. Kışın bile güzel ama yazın uzak durmakta fayda var. Yemek keyfi yapayım derken keyfiniz kaçabilir çünkü çok kalabalık. Korona günlerinde, insanlarımız ıssızlık için orayı tercih eder oldu. Tepeye çıkabilirseniz köprü manzaranız daha güzel oluyor ama yol çok dar biraz sinir olabiliyorsunuz. Poyrazköy sakinken keyif yeri. Ye iç temiz hava çek ve evine dön. Yolu güzel ama tehlikeli; gaza gelebiliyorsunuz aman DİKKAT! zaten çoğu araba kanalları o yol üzerinde test yapıyor. 
     
    Eğer, bu yazdıklarımın görselini tercih ederseniz; POYRAZKÖY VİDEO tıklayabilir ve daha genel bir fikre sahip olabilirsiniz. 

RİVA DA NE YAPILIR?

         Riva dediğim yer; İstanbul'un Anadolu yakasında bulunur. Aslına baktığınız da; "Riva" ismini her duyduğumuz da kafamızda zengin muhit ön yargısı oluşur. Evet; lüks siteler var, ama Riva'nın sadece ufak bir kasaba olduğunu biliyor muydunuz?
        
          Riva'da ne yapılır? Riva kalesinden manzara izlenir, kumsalından denize girilir, belki rakı balık. Eskiden kasabanın tam merkezinde bir tane pideci vardı orası da çok güzeldi ama en son yaptığım ufak gezinti de bölgenin biraz değiştiğini gözlemledim. Fiyat nasıl? diyecek olursanız "pahalı" hele bu korona günlerin de ne yazık ki; kanal bölgesindeki balıkçılar buldu mu geçiriyor. Riva bölgesini seviyorum yolu güzel, havası güzel kışın bile güzel. Yağmur mu var? kafan mı atık? çek arabanı kumsala otur takıl. Eskiden kumsala arabayla giriş ücretsizdi. Şimdi orayı da düzenlemişler, temizlemişler ve ücretli yapmışlar 0-2 saat ücretsiz diye hatırlıyorum.

           Bölge'de hatırladığım kadarı ile iki tane otel bulunmakta. Bir tanesi, merkezi geçince ormanın içinde ve kendine ait koyu vardı. Aman siz siz olun, kafa tatili yapmak için Rivayı tercih ederseniz orman yollarından dikkatli gidin çünkü, kurbağa sürüsü yollardan geçmekte ve bir çok ceset görebilirsiniz. İlkbahar döneminde, bu olay çok yaşanıyor. Riva'da dikkatli baktığınızda; üçüncü köprünün başını görebilirsiniz. Yaz dönemlerinde, kanal turları yapılıyor ve kanalın ilerisinde ufak kahvaltı yerleri var. Fiyat biraz kabarık ama, hizmetin iyi olduğundan eminim. Sevgilimle nereye gideyim? Günü birlik ufak Riva turu bence ideal. Hem konuşmak, hem dinlenmek, hem takılmak için. Riva hakkında daha fazlası için yazıya clicklemeniz yeterli RİVA VİDEOSU böylece kumsal videosu ile bu okuduğunuz yazının görselini yaşayabilirsiniz

ANATOMİ ASİSTANLIĞI NEDİR?

    Sabah mesaiye gitmek için hazırlanırsınız. Aslında mesaiye gitmek için değil, mesaiye gider gibi hazırlanırsınız. Çünkü siz aslında hayatın ta kendisine gidiyorsunuzdur. Tüm gerçekliğiyle, tüm çıplaklığıyla hayata gidiyorsunuzdur. Gördükleriniz, inceledikleriniz, anlattıklarınız; yaşarken insanın bile kendi ile ilgili bilmedikleridir.
    Ben bir anatomistim, tıp fakültesinde bir asistan.Hekimlik bilgilerinin ilk basamaklarından olan anatomiyi geleceğin hekimlerine aktarmaya çalışan bir asistan. Hem öğrenmeye hem öğretmeye odaklı, işi hayatı olmuş bir anatomi asistanı. Gözlerimizin içine, öğrenmeye aç bakan öğrencilerimiz vardır bizim. Mesleğin kutsallığını, gelecekteki yerlerini, sıfatlarını, egosuz sindirebilirlerse, onlara anlatmak tüm duyguları aynı anda tattırır. Bilinmezi bilmenin doyumunu yaşatır, bildiğini aktarabilmenin mutluluğunu. Üzüntüyü yaşatır ve saygıyı. Üzerinde ders anlattığımız metal masada yatan kadavraya saygıyı. Bugünün anatomistleri, geleceğin hekimlerine eğitim verebilsin diye, vefatından sonra kullanılmak üzere, kendi bedenini bağışlayan kişinin bedenine saygıyı. Bir beden bilimi, yapı bilimidir anatomi. İnsan vücudunu oluşturan yapıların normal şeklini, yapısını, fonksiyonlarını, birbirleri ile bağlantılarını inceleyen bir temel tıp dalıdır. İçinden kesmek, çıkarıp kesmek, kelime anlamı olarak da belirtilebilir anatominin. Anatomide öncelikli olarak; teorik ders anlatılır. Sonrasında öğrencilerin o konuya çalışıp, belirlenmiş ders saatinde laboratuarda olması beklenir. Laboratuarda, anlatılan dersin pratiği yapılır. Yeri geldiğinde maketlerimiz, yeri geldiğinde kadavralarımız ile derste anlatılanları gösteririz öğrencilere. Yapıların bütünlüğünü ve bağlantılarını beyinlerinde oturtabilsinler diye tekrar tekrar anlatırız, gösteririz, Bence öğrettiğimiz en güzel şey saygı duymaktır. Üzerinde ders anlatılan bedene saygı duymak. Vefaatı sonrasında, bedenini eğitime bağışlayan kişinin bağışına saygı duymak.
    Üzerinde ders anlatacağımız bedenleri, kadavraları, ders öncesinde konuya uygun hazırlamak için açarız, keseriz yani. Göstermemiz gereken, anlatacağımız yapıları görünür hale getiririz. Buna diseksiyon denir. Kol bacak beyin ya da iç organ. Ve ilk defa laboratuara gelen öğrencilere öğütler verir bazı hocalar. Buna ben de dâhilim :) Üzerinde ders anlatılan kadavralara mütemadiyen saygı duymaları gerektiğini söyleriz. Gördükleri yapıyla dalga geçmemelerini, fazladan bir parça yağla, değişik duran bir organla ilgili cümle kurmanın onların haddine olmadığını anlatırız. Bedenini bağışlamış kişi, orada yatan kadavra; anneniz, babanız, eşiniz, çocuğunuz olabilirdi, saygıda kusur etmemelisiniz deriz. Hatta her gün gördüğümüz hastalarımızdan birisinin; bir gün beden bağışçısı olabileceğini, bu sebepten hem hastalarımıza hem kadavralarımıza saygılı olmamız gerektiğini anlatırız.
    Derslerimiz eğlencelidir. Anladılarsa, öğrendilerse ve eğlendilerse bizi dinlerken, olumlu geri bildirim aldıysak öğrencilerimizden, mutluluk yüreğimize işler. Yani en azından benim için öyle:) Hem diseksiyon yapmayı, hem anlatmayı, hem de orada olmayı sevmek, nefes aldığını hissetmek anatomi, hayatın ta kendisi... Kişinin kendisinin bile bilmediği bir şeyi incelemek, ne kadar büyük ve ne kadar önemli. Kimse kendi içini açıp ne olduğunu göremiyor. Bir insan bedeninin içini doyasıya inceleyebilmek, keşfedebilmek ne kadar değerli. Evet teknoloji çok ilerledi, birçok görüntüleme tekniği var; röntgen, MR, ultrason, tomografi vs. Ancak bunların hiç birisi gerçekten açılarak incelemek gibi değil. Evet, cerrahlar var, kesip ameliyatlarını yapabiliyorlar. Ancak onların da ameliyatlarını en düzgün şekilde tamamlayabilecekleri en kısa sürede işlemlerini bitirmeleri uygun olandır. Oysa biz anatomistler, görmeyi ve daha güzel gösterip anlatabilmeyi amaçlarız.  Saatlerce hatta günlerce süren diseksiyonlar yaparız. Amacımız gerçekten görebilmek, anlayabilmek ve daha güzel gösterebilmek, daha net görünür hale getirebilmektir. 

    Doğru bilgiyi edinmek ve güzel bir şekilde aktarmak içindir çabamız. Anatomi sanattır. Mutluysan anatomide, hissederek yapıyorsan işini, nefes almaktır, hayattır anatomi.

1 Ekim 2020 Perşembe

YOUTUBE NEDİR?

 Youtube; 14 şubat 2005' te kurulan video barındırma web sitesidir. Peki, bu web sitesinin Türkiye'deki anlamı nedir? Prim yapma, kolay para kazanma (belki). 

    Şimdi sorabilirsiniz; yurt dışında da aynı amaçla kullanılmıyor mu? diye evet kullanıyor. Memleketime baktığımda on yaşındaki çocuğun bile kanalı olduğunu, ve bu kanalın o çocuğun gelişimini kötü etkilediği kanısındayım. Günümüzde, bir çok kanal sahibi kendi eğitimini bırakmakta ve para için bu web siteyi sömürmektedir. Onu izleyenler ise, aynı kanal sahibinin yolunu takip etmektedir. 

    Evet, benimde kanalım var evet bende oyun kanalımı geliştirmeye çalışıyorum ve onu tanıtmak için, elimdeki tek çare sandığım büyük kanalların videoların altına link bırakmak oldu. Ama asla yalvarmadım, dilenmedim sadece link attım isteyen baktı isteyen bakmadı. Geçen gün; aynı eylemi gerçekleştirdim ve biri bana "dilenci" dedi. Kendi eylemimi tekrar gözden geçirdiğimde; herhangi dilencilik faaliyeti göstermediğimi sadece tanıtım yapmaya çalıştığımı fark ettim. 

    Bana dilenci diyen kanala baktım bir de ne göreyim? on yaşındaki çocuk video çekiyor tahmin edebildiğiniz gibi oyun videosu. Videolarımdaki; ses tonumdan en az yirmi beş ve üzeri yaşımda olduğumu gayet iyi anlayabilirsiniz. Sonra oturdum, bu durumda biraz kafa yordum. Ailelerde, ne yazık ki kendi evlatlarını bu web sitesine itekliyor. Ama onlara da suç atmıyorum, memleketin hali ortada ve en iyi para kazanma yolu bu web sitesinden geçiyor. Ne yazık ki, ülkenin ekonomik durumu bu yola itiyor. Peki; aradan yıllar yıllar geçti, çocuk kendini geliştirmeyi bırakıp, para uğuruna zamanında örnek aldığı içerik üreticilerine benzedi. Kanalı büyüdü para da kazanmaya başladı. Sonra olağan üstü bir durum gerçekleşti  ve Türkiye'de tüm youtube faaliyetleri durduruldu. Hatta zamansız kapatıldı. Para akışına izin verilmedi vs.. bu insanların durumu ne olacak? Büyüklerimiz der; limon sat ama kolunda altın bileziğin olsun. Haklılar. 

    Burada asıl amacım bu web sitesini kötülemek değil. Ama insanları cahilleştirdiği bir gerçek. Ve nedense, ülkemizdeki büyük youtuberlar yani statü olarak "içerik üreticileri" potansiyeli olan genç bir kanala destek vermiyor. Neden? Evrensel bir web sitede, bu tekel olma çabası nedir? bunu da anlamam. Mesela benim kanalım büyük olsa, ben genç bir kanalı beğenirsem onu ittiririm. Çünkü, bu pasta herkesin hakkı. İlk başlarda; karantina  günlerinde işsizlikten açmıştım kanalı. İlk başlarda; "ulan bunlar iyi para kazanıyor çokta kolay işmiş" dedim. Sonra detaylı düşündüğümde, ve gerçekten kanalı büyütmek istediğimde 120 dk oyun oynayıp ve 120 dk durmadan oyun esnasında çok boş yapmadan konuştuğumu fark ettim. Çünkü, oyun videosu çekiyorsanız müşteriyi etkilemek zorundasınız. Evet siz hepiniz, içerik üreticileri için müşterisiniz ve onlarda biz bir aileyiz diyerek sizi yumuşatmaya çalışıyor. Klasiktir.  Ürün video, sen müşteri ben esnaf. "Biz bir aileyiz" hadi lan oradan. Gerçek hayatta; suratına baksam gülmem nedir yani? boş vaktimi dolduran biri işte. Bir kitlede var müşteriler arasından; içerik üreticilerinden nefret etmek! 

    Nefret etmek neden? sende yap herkes yapıyor sende aç kanal. Basit, gmail vardır illa ve açabilirsin. uçsuz bucaksız bu denizde sende şansını deneyebilirsin. Saatlerce adeta mesai yaptığım; ve ürettiğim malın böyle nefretle karşılanması hem de benim hiçbir hatam olmamasına rağmen. Teknoloji insanlığımızı sömürür, hele içinde para varsa adam babasını tanımaz. Acı gerçekler. Şimdi bana diyebilirsin "hadi lan" diye. Bende sana derim ki; hayatı bilmiyorsun. 

    Bu konunun; eski pasif blog sitemin tekrar aktifleştirdiğim ilk yazısı olsun...